7 Temmuz 2017 Cuma

DEĞERSİZ DOSTLUKLAR LİSTESİ


O zaman her şey kuvvet mücadelesine katılır; 
Kuvvet hırs olur, hırs da aç gözlülük; 
Ve bu aç gözlülük, bu hiç değişmeyen kurt, 
Hırs ve kuvvetle giderek güçlenir,
Her şeye saldırır ve her şeyi yer yutar, 
Sonunda da kendi kendini kemirir
      Troilus ve Cressida , Shakespeare


 Yirmi bir yaşında falan olmalıyım. Milyon tane hayalim var. Ama bunları yapabilecek ekipman elde yok. Tiyatroda tutunamamışım. Sinemada asistanlık yapmak için fazla naif, idealist ve dikbaşlıyım.  Kısaca ne yapacağımı bilmez haldeyim. O yaşlarda tüm yollar kilitlendi, dünyanın sonu geldi düşüncelerinin kafayı kafese alması normal tabi.

Neyse... Güç bela bir işe girdim. Masa başı bir iş, ama dört vesait değiştirip Teşvikiye’den Çekmece’deki babaevine gidiyordum. Pestilim çıkıyordu. Her gün, “Burada ne işim var?” diye kendime soruyordum. Çalıştığım yer, pek meşhur bir ceza avukatının paravan bir şirketiydi. Görünürde, ecnebi memleketlerde teknoloji okuttuğu oğlu oyalansın diye; esasen de aba sopa yazılarıyla ortamlara korku salınsın diye açılmış bulunan haber sitesi kılıklı bir yer... Kullandığımız ofisin yarısında stajyer avukatlar var, diğer yarısında da gün boyu haber girişi yapan kızlar. Burada bazen redaksiyon yapıyor, arada bir derleme haberlere imza atıyordum.

Avukatın arkası sağlamdı. Büroya giren çıkan diplomat, gazeteci, bürokratın haddi hesabı yoktu. Bir gün iki eline sığdıramadığı poşetlerle orta yaşlı, türbanlı bir kadın ve iki kızı kapıdan girdiler. Avukat efendiyi görmek istediklerini söylediler. Sekreter kız telaşa kapıldı. Gelen hanımefendi ve kerimelerine bir yerden kırmızı halı bulup buluşturup yollarına seremediği için ezilip büzüldü.  Bu hareketlilik dikkatimi çekmiş olacak, ferah feza ofisimizi dolduran lavanta kokusu ve gözlerimi kamaştıran sedefli brokar efekti ile masamdan başımı kaldırdım. Olan biteni izlemeye koyuldum. Bu çekinilen eşrafın kimliklerini çözmeye çalışıyordum. Merakıma yenildim. Semtteki tüm giysi dükkanlarını soydukları belli olan bu hatunlar avukatın odasına girer girmez, ön banko diye anılan sekreter masasına damladım.

“Hayrola Zeynep, kim bu gelenler?”
“Hanımefendi Belediye Başkanımızın eşidir. Kendisi avukat beyin üçüncü kuşaktan amcasının kızı olur.” dedi Zeynep. İçeri çay kahve taşıma derdine düşmüş garibankızcağız, başka da bir şeycikler demeden mutfağa koşturdu.

Sonraki günler bizim ofise gelen kerli ferli adamların artışı, avukatın odasına giren nüfuzlu kimselerin çoğalması dikkatimi çekti. Bir de haberlerin muhtevası da değişmeye başlamıştı. Astroloji ve yaşam haberlerinin yerini bile yaşadığımız belediye ile ilgili haberler alır olmuştu. Haber sitesindeki haber akışını ve haberlere tıklanma sayısını sürekli takip eden patron Avukat bir gün odasına çağırttı beni.
“Hafta sonu Terkos’taki villamda önemli bir davet verilecek. Siz de orada olup benim hanıma yardımcı olun.” deyiverdi.

Ne olduğumu anlayamadan, masabaşı işinden yazlık ev temizliğine terfi edivermiştim. Öfkemi yüzümden silmede henüz yeterli tecrübe sahibi olmadığım için kaşlarımı çatıp sormuş olacağım;
“Ne iş görülecek?” 

İkinci üniversitemi okuyormuşum, yazı çizi işini halletmek için orada işe alınmışım falan sanıyorum da... Hepsi lafı güzaf.
Hava civanı burada basma  ikile der gibi,
“Hanım anlatır, giyimine dikkat et” deyip çıkarıverdi adam odadan beni.

... 
Arkası haftaya
...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder