19 Şubat 2020 Çarşamba

3. BÖLÜM
          
OYUN OYNAMAK İÇİN ASLA GEÇ DEĞİL

“Çocuğun tek bir amacı vardır. Özümseyen zihnini kullanarak dünyaya dair ne varsa öğrenmek… Biyolojik planın bu dürtüsü engellenmediğinde, çocuk hayret verici potansiyelini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu zihinsel donanımı inşa eder.” 
Joseph Chilton PEARCE , Sihirli Çocuk


Bulunduğum ilk film setinde (ki o sırada sinema eğitimi aldığım için kamera arkasında çalışıyordum) beni bu mesleğe bağlayan şey, kolektif bilinç olmuştu. Hemen hemen tüm birimler eşit muamele görüyor ve üretime, yani tek bir hayale hizmet etmek için herkes varını yoğunu masaya koyuyordu. Bu bahsettiğim yirmi yıl öncesi… Zaman içinde değişen çok şey oldu. Ama hala filmcilerin özel bir paylaşım ağı ile birbirlerine bağlı olduklarına inanmak isterim. Oradaki en varlıklı insan, sahip olduklarını tüm ekiple paylaşır. Saygıdeğer aktörler cüzdanlarındaki maddiyatın gösterişini yapmaktan ziyade, mütevazi yaşar, kamera arkasındaki iş arkadaşlarını aileden biri olarak görür ve kazançlarını onlarla bölüşür.

Galiba sadece film işinde değil yaşamın her alanında çevremde az tüketen insanların olmasını yeğlerim. Böyleleri bakış açılarını alışveriş merkezlerine, yahut sosyal medyadaki fenomenlere göre değiştirmezler. Mümkün olduğunca çok insana yardım etmek, topluma fayda sağlamak onları zenginleştirir, dinginleştirir. Muhteşem arabalara binmeseler, harika semtlerde oturmasalar, göz alıcı kostüm ve ayakkabılarla gezmeseler de onların çevresinde olmak istersiniz. Onların etrafa yaydığı iyilik enerjisinden uzak kalamazsınız. Hayattaki gerçek zenginliği keşfetmiş, varoluşlarını kabullenmiş, yaşam amaçlarını gerçekleştirerek tatmin olmuş kimselerle birlikteyken yaşam denen ırmakta dertsiz, tasasız seyreden bir sandala binmiş gibi hissedersiniz. Başına gelecek her şeyi kabullenmiş olmanın huzuru…

Hamilelik dönemine dair tek bir tavsiye ver deseniz, işte bunu söylerim… İçinde bulunduğunuz durumu kabullenin, onunla çatışmayın ve kendinizi gevşemeye bırakın. Tıpkı hayatın diğer periodlarında yapmanız gerektiği gibi… Bundan kastım, zorlu koşullarda tembellik edip kıçınızı yayın, demek değil elbette. Çünkü ben hayatta çalışmadan elde edilen bir şeye sahip olmadım. Geldiyse de geldiği gibi hızlıca gitti. Öyleyse, niye gelmiyor diye üzülmek yerine ben gidip alacağım, sakince ve yavaş adımlarla…

Önceki yazılarda içinde bulunduğum çevresel koşullardan dolayı yaşadığım zorluklardan söz etmiştim. Bu yazının ana konusu ise (eğer lafı uzatmayı bırakıp sadede gelmeyi becerebilirsem 😊 hamilelikte iyi vakit geçirmek…

Doğum iznime çıktıktan ve eşime kavuştuktan sonra, üçümüzün de sağlığının iyi oluşuna şükretmeye başladım. Sadece bu bile, tek başına ne büyük bir armağandı… Çok şanslıydık! Sonra bir baktım ki günler geçtikçe; hareket kapasitem sınırlandıkça; bebek 3 kiloya geldikçe ve ben 25 kg aldıkça (hiç aş ermesem de bünyemin arzu ettiğinden fazla yedim içtim. Çünkü doğum sonrasında spor ve sağlıklı beslenmeyle kilo vereceğimi bildiğim için, kendimi bu anlamda hiç sınırlamadım.) hayat zorlaşacağına kolaylaşıverdi… Gece uykularım bölünse, bebeğin hareketleri yemek ve nefes boruma baskı yapsa ve uzun mesafeleri yürümem imkansızlaşsa da, önceki aylardan daha iyiyim. Çünkü hepimizin sağlıklı olduğunu biliyorum. Sağlığımızın iyi ve başımızın üzerinde bir çatı olması kadar büyük nimet var mı?

Bebeğin adını hala kesinleştirmedik.
Hastane çantamız hazır değil.
Evi onun gelişine göre düzenlemedik.
Eşimle ikimiz de onun gelişini sükunetle bekliyoruz. İnanıyoruz ki, her şey olması gerektiği gibi olacak. Elbette ki benim de yoğun kaygılarım vardı. Bu ilk gebeliğim, ilk bebeğim, 40’ımdayım ve ne kadar çok okusam da hayatın kitaplardaki gibi akmadığını, kendi sürprizleriyle sizi sersemlettiğini bilecek kadar çok tecrübe sahibiyim. Geçtiğimiz günlerde ilk yalancı 'dalgam' ile tanıştım. Tıp dilinde Braxton Hicks olarak bilinen bu kasılmalar beni sersemletti. Doğumun kolay ve ağrısız geçeceğine inanmakta o kadar başarılı olmuşum ki, kasılmalar esnasında evin odaları arasında tur atarken eşime “İnsanların niye sezaryen  tercih ettiğini anlayabiliyorum.” dedim. Şimdi artık doğumun sandığım kadar kolay geçmeme ihtimali olduğunu da göz önünde bulunduruyorum 😊

Kaygılarımı azaltmak ve doğumun olanca güzel bir tecrübeye dönüşmesi için bir takım önlemler almanın gerektiğini, çaba sarf etmeden bir şey olmayacağını kabullendim. Bu adımları sizinle de paylaşmak isterim.

1.   İlk olarak İstanbul’da da güvenebileceğim bir doktor buldum. Her şeyi sorduğum, günden güne farklılaşan ruh halimi paylaşabildiğim, vücudumdaki değişimler hakkında beni rahatlatan bir hekim… Ortak ilgi alanlarımızın olması beni ona daha da yaklaştırdı. Hekimimle aklımdaki en saçma soruları bile paylaşabiliyorum. Onun sabrı ve sakinliği doğumun da kolaylıkla geçeceğine dair inancımı pekiştiriyor.

2.   Hekimimin önerdiği hastanedeki doğumhane ve odaları gezdim. Personelle konuştum. Kısmetse aletsiz, epiduralsiz, normal doğum hayal ettiğimiz için hastane ortamı özellikle önemli. Benim istediğim mahremiyet, güvenlik, konfor sağlanabilecek mi? Tıpkı bir hafiye gibi iz sürdüm, araştırdım.

3.   Rahim ağzının 10 cm’ye varacağı son ana kadar evde vakit  geçirmeyi istediğim için hekimimin önerdiği, işini seven ve doğum sonrasında da destek verecek bir Ebe-Doula ile anlaştım. Elbette herkes bu hizmeti tercih edecek diye bir şey yok... Fakat ben hem doğumun güzel geçmesini hem de lohusalık sürecimi mümkün mertebe iyi yaşamayı istediğim için profesyonel desteğe ihtiyaç duydum. Çünkü zor bir dönem geçirmiştim ve desteğe ihtiyacım vardı. Şanslıyım ki, bunu temin edebilecek durumdayım. Hayatta belki bir kez yaşayacağım bu tecrübenin iyi geçmesini diliyorum.

4.   Kendimi iyi hissettirecek şeyler okudum, izledim, dinledim, birlikte vakit geçirmeyi sevdiğim hamile arkadaşlarımla (hatta hemen hemen aynı gebelik haftasında olduğum, benimle aynı yaşta bir kız arkadaşımla ) dertleştim, spor yaptım.

5.   Endişelendiren, doğumu ve anneliği kutsallaştırıp abartan kimselerle görüşmedim. Ailemden olsalar bile, insanlara hamileliğime dair rapor vermeyi kestiğimde kendimi çok iyi hissettim. Çünkü bebeğim ve kendim için en doğrusunu sadece ben bilirim. Bir sorun olduğunda da o problemi, profesyonellerle paylaşırım.


Yetişkin yaşamlarımız da gerçek gereksinimlerimizi gösteren ipuçlarıyla doludur. Eğer ihtiyaçlarımızın hepsini doyurmak mümkün değilse, onları azaltmayı neden denemiyoruz?
Daha  ilkel olanı hatırlamak bizi doğaya yakınlaştırmaz mı? Doğaya yaklaştıkça ve onun yüceliğine teslim oldukça egomuz törpülenmez mi? 

17 yaşıma kadar evde kendi yaptığım oyuncaklarımla oynamıştım. Liseden döner, odamda yere oturur ve kendi kendime oyuncaklarla konuşurdum. O zaman ailemin garipsediği bu alışkanlığım ergenliğimin en zor zamanlarında kurtarıcım olmuştu. 

Hikaye anlatmayı unutmaz, oyun oynamayı es geçmezsek, sadece çocuğumuz için değil, bizim için de daha iyi bir dünya kurulabilir.

Kitap Önerisi:

Yazıyı sona erdirirken hamilelikle ilgili bir kitap tavsiyesinde bulunmak isterim. Bu kitabı bana doktorum önerdi. Ben de hamilelikle ilgili tek bir kitap önerecek olsam INA MAY GASKIN'in yazdığı "Doğuma Hazırlık Rehberi"ni öneririm. Sinek Sekiz Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılmış bu yayın Amerikalı bir ebenin derlediği doğum tecrübelerinden ve merak ettiğiniz ayrıntıların yanıtlanmasından oluşuyor.

Bu kitabın herhangi bir sayfasını açıp okumak beni ferahlatıyor. Çünkü her doğumun kendine has yapısını anımsatıyor. Ne kadar çok anne adayı varsa, o kadar çok doğum tecrübesi var. Bunlar inanılmaz hikayeler... Doğanın gücüne güvenmeniz gerektiğini ve sükunetle bebeğin yolu bulmasını beklemeyi öğütleyen tecrübeler...

Film Önerisi:

"Instant Family" evlat edinmek ve aile olmak üzerine basit bir film. Filmin en güzel tarafı durumu romantize etmeden, ebeveyn olmanın sorunlu ve zor yüzünü de komediyle harmanlayarak sergilemesi. Ben izlerken çok ağladım. Muhtemelen hormonal tepkiler yüzünden... Yine de anne- baba olmanın, çocuk yetiştirmenin eğlenceli olmayan yanlarını gösteren film ve dizilerin gittikçe artıyor oluşu, ebeveynlerin yaptıkları hataların tartışılması yüzleşmeye fırsat tanıyor. İyi ki...


Sonraki yazı: Doğuma hazırlık egzersizleri ve doğum esnasında sizi rahatlatacak fikirler...


1 yorum:

  1. MEVCUT KREDİLER

    Kişisel, Ticari Nakit Kredisi, Teminatsız Kredi, Teminatsız işletme sermayesi almanız mı gerekiyor? Herhangi Bir Profil İçin Özel Olarak Geliştirilmiş Kredi Programlarımız Var, İş İhtiyaçlarınızı Karşılamak için bugün bize bir kredi uygulayın.

    Operasyon;

    Hızlı ve Basit Kredi
    Hızlı Başvuru Süreci
    24-72 Saat İçindeki Onaylar
    İsteğe Bağlı Ücret Kredisi
    5 günden az sürede finansman


    MEVCUT KREDİ HİZMETLERİ DAHİL:
    ================================
    * Bireysel Krediler.
    * İşletme Kredileri.
    * Yatırım Kredileri.
    * Ticari Genişleme Kredileri.
    * Sabit Para Kredileri
    * İnşaat kredileri.
    * Kredi Kartı Takas Kredisi
    * Borç Konsolidasyon Kredisi

    Borç / Kredi Finansmanı İsteyen ve İşletme Sermayesi Arayan Şirketlere Yeni Bir İş Kurmak Veya Mevcut İşi Genişletmek İçin Müşterilere Finansal Danışmanlık Sunuyoruz.

    İlgili Taraflar, yoluyla daha fazla bilgi için lütfen bizimle iletişime geçin.

    Posta; Howardfinancialaid@yahoo.com
    Whatsapp: +1 (573) 279-4038

    YanıtlaSil