30 Nisan 2015 Perşembe

DUYULUR DÜNYANIN ŞAKASI

"Babaannem son günlerinde yaşlı bir file dönüştü. Derler ki, yaşlı filler ölecekleri günün yaklaştığını sezerler. Birkaç gün önceden başlarını öne eğip kimseye aldırmadan hortumlarını sallayarak çekilirler orman kuytularına… Odasındaki oymalı koltuğa oturdu ve sessizce gökyüzünü izledi.


Perviz’in İngilizcesi olsaydı Al Pacino aç kalırdı. Kiraz’ın doğum günü elli yıl önce yaşanan bir katliama denk geldi. Yeser Ali, bir yıl içinde bir kahramanlık hikâyesi yazmalıydı. Bir çocuk, Flash Gordon’un Mars’tan gelmesini bekliyordu. Petyaların bahçesindeki cadı ağacında köstebek yuvası vardı. Salim Efendi’nin adıyla seciyesi hiç mi hiiiç uyuşmazdı. Esen, kim bilir kaç kere tahtada bekletildi. Sezai’nin annesiyle babası Kahta hamamında tanıştı. Nevvare’ye gün geldi, gökten nur indi.

Feride Çetin, alacakaranlık bir dünyaya ayna tutuyor, fısıltılarla, kaçamak bakışlarla, gizlice, doymaz bir merakla… Acılı, masalsı, az ama öz öykülerden oluşan bir ilk kitapla geliyor. Duyulur Dünyanın Şakası, mayhoş, gıcırtılı ve kelebek tadında hikâyelerin kitabı."



 http://www.iletisim.com.tr/kitap/duyulur-dunyanin-sakasi/9078#.VUKkLqZ4Iy5

27 Nisan 2015 Pazartesi

biliyor musun

Biliyor musun
Aşk şiiri yazmaktan bıktım
Bir gün şöyle bir baktım
Yazdığım bütün şiirler öyle
Bir sarsılma, nedir bu
Bir otuz aşk şiiri daha
Kendimi hiç suçlamadım

Peki o zaman ben neden
Dereceler sokayım koltuğumun altına
Ateşim varsa zaten
Ey gözleri maden
Çünkü aşk bir suçlamadır 

Sonuna kadar yaşanmamışsa
Bir bardak birada yeni bir deniz
Ve yağmur
Eski bir denizde yeni bir ada
Yaşanmamışsa

Sözgelimi Galata'dan Afrika'ya gidiyordum
Korsanları kralları ve bazı ülkeleri
Ve bütün madenleri
Ve kendi sonumu
İyi görmüyordum sonunda
Her türlü madeni
Elimde bir sürü kağıtla
Hazırladım kendimi


Turgut Uyar

*Photo: Africa - Assilah

Monadnock in Early Spring


Cloud-topped and splendid, dominating all
    The little lesser hills which compass thee,
    Thou standest, bright with April’s buoyancy,
Yet holding Winter in some shaded wall
Of stern, steep rock; and startled by the call
    Of Spring, thy trees flush with expectancy
    And cast a cloud of crimson, silently,
Above thy snowy crevices where fall
    Pale shrivelled oak leaves, while the snow beneath
    Melts at their phantom touch. Another year
Is quick with import. Such each year has been.
    Unmoved thou watchest all, and all bequeath
    Some jewel to thy diadem of power,
Thou pledge of greater majesty unseen.

Amy Lowell, 1874 - 1925

poets.org 

25 Nisan 2015 Cumartesi

What is mind control?

Mind control is the process by which individiual or collective freedom of choice and action is compromised by agents who distort perception, motivation, affect, cognition, or behavior. It is accomplished through the basic principles of:

-Conformity: all people being the same.

-Compliance: submission

-Persuasion: influence to comply.

-Guilt and fear arousal: creating a state of mind in which it is difficult to disagree

-Modeling: showing the behaviors

-Identification: unconscious desire to be the same as another person.

These principles are most succesful when combined with a charismatic autharitarian leader, social isolation, physical disomfort, threats, promised rewards, and a compelling ideology, all working over time. 
Philip Zimbardo, APA Monitor on Psychology, november Vol 33(10) 2002.



Deluzyon

Versailles, Fransa'ya halkın hiçbir şey olmadığını, kralınsa her şey olduğunu göstermek için yapılmıştır.
Ufku dar, duyguları zayıf, zevke düşkün ruhlar, oluşturucu etkinliği olmayanlar, XV. Louis ve XVI. Louis'nin kişiliğinde o geniş sarayı miras alır.
Dışarıdan bakınca bu iki kralın yönetiminde  de hiçbir şey değişmemiş gibidir: sınırlar, dil, ahlak, din, ordu ( o önceki güçlü el her şeyi fazlasıyla belirgin bir şekilde biçimlendirmiştir.); yüzyıl sonra bile silinmeyecek gibi... Fakat çok geçmeden o belirgin biçimler içeriğini, kendilerini yaratan güdüden gelen ateş gibi o sıcak maddesini yitirmeye başlar. XV. Louis döneminde Versailles, görüntü olarak değişmez ama anlamı değişir:
3000-4000 hizmetli gösterişli kıyafetleriyle koridorlarda, avlularda koşturup durmaktadır. Hala 2000 at ahırlarda beklemekte, menteşeleri pek güzel yağlanmış olan o yapay teşrifat mekanizması bütün kabullerde , opera şenliklerinde ve maskeli- maskesiz bütün balolarda hala tıkır tıkır çalışmaktadır. Kavalyeler damlar, üstlerinde brokar ipek pliseli, mücevherlerle bezenmiş elbiseleriyle, hala aynalı salonlarla altın pırıltılı odalarda salınıp gezmektedir. Bu saray o zamanki Avrupa'nın en rafine, en uygar sarayıdır güya. Fakat eskiden kabına sığmayıp taşan bir iktidarın ifadesi olan ne varsa,  artık çoktan yalnızca boş döngü, ruhsuz, anlamsız bir işgüzarlık olup çıkmıştır. Yine bir Louis kraldır fakat hükümdar değildir. Olan bitene kayıtsız, kılıbıktır. Bakanları, komutanları, mimarları, başpiskoposları, sanatkarları sarayına toplar. Ama nasıl kendisi bir kral değilse çevresine toplananlar da bir Racine, Turenne, Colbert, Corneille değildirler. Post düşkünü, dalkavuk, entrikacı, biçimlendirmek yerine asalak gibi onun kanını sömürenlerdir yalnızca.
Bu mermerden altın saray içinde artık,  gözüpek planlamalar, azimle girişilen yenilikler, edebiyat yapıtları boy atmaz. Entrika ve hoş görünme bataklığının bitkileridir yalnızca serpilen. Artık önemli olan kişinin işi değil, hileleri, hizmeti değil kayırılmasıdır. En yüksek mevkilere en fazla yerlere eğilenler çıkar. Eylem yerine laf, öz yerine görüntü geçerlidir.  Fransa'yı da gerçekliği de unutmuştur hepsi. Yalnızca kendilerini, kariyer ve eğlencelerini düşünmektedir.
Sosyetenin amatörlerinin oynadığı bu oyun, dünyanın oldum olası gördüğü  en masraflı ve yapay oyundur.

Marie Antoinette  "Vasat bir karakterin Portresi", Stefan Zweig.
 Çev: Tevfik Turan,
Can yayınları 2006.

16 Nisan 2015 Perşembe

the sea of trees

"And then, just the way it was this morning in the hangar, I saw again, as though right then for the first time in my life, I saw everything: the unalterably straight streets, the sparkling glass of the sidewalks, the divine parallelepipeds of the transparent dwellings, the squared harmony of our gray-blue ranks. And so I felt that I - not generations of people, but I myself - I had conquered the old God and the old life, I myself had created all this, and I'm like a tower, I'm afraid to move my elbow for fear of shattering the walls, the cupolas, the machines..." 

We, Yevgeny Zamyatin trans. by Clarence Brown

The golden era (黄金时代, 2014) de Ann Hui